Viyana'nın Hz. Muaviyeleri

Reklamı Kapat

Değerli hocalarımıza sorduğunuz zaman birçoğunun inkar etitği ama elimizdeki Hz. Google'a "Hz. Muaviye'nin deve hikayesi" yazarak araştırdığınızda en az 200-300 sayfada anlatılan bir kıssadan hisseyi sizinle paylaşarak başlamak istiyorum. Kendisi peygamberimizin kayınçosu olur.

Hz. Muaviye Şam'da, Hazreti Ali ise Kûfe'de validir.

Aralarında anlaşmazlık vardır.

Bir gün Hz. Ali'nin taraftarlarının yoğun olduğu Kûfe'den bir arap, erkek devesi ile Şam'a gelir.

Şam'da Hz. Muaviye vardır.

Şam sokaklarında dolaşırken Şamlının birisi Kûfelinin yanına yanaşarak;

"Bu dişi deve benim" der.

Küfeli olan devenin sahibi ise;

"Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir."

demesine rağmen Şamlı halen;

"Bu dişi deve benim" demekte ısrarcıdır.

Kûfeli adam itiraz etse de dinletemez.

Tartışma büyür.

Sorun Hz. Muaviye'ye intikal eder.

Ahali de olaydan haberdar olur ve bir meydanda toplanır.

Devenin erkek olduğunu elbette herkes görüyordur.

Hz. Muaviye de meydana gelir ve ahaliye sorar;

"Ey ahali, bu dişi deve Şamlınındır değil mi?"

Ahali hep birlikte bağırır;

"Evet dişi deve Şamlınındırrr."

Kûfelinin devesi Şamlıya verilir.

Kûfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Hz. Muaviye onu yanına çağırır;

"Ey Kûfeli, şimdi beni iyi dinle.

Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil erkektir.

Ama sen Kûfe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: „Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deve ile erkek deveyi ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var. Ayağını ona göre denk alsın."

Dünyanın her yerinde o zamanlardan bu zamanlara kadar güçlünün ak dediğine ak, kara dediğine kara diyen bir kitle var. O topluluktakilerin torunları aramızda.

Başkalarının değil de sadece kendi inandığı doğruların peşinden gidenlerin sayısı her geçen gün azalıyor.

Çünkü başkalarının dediğine inanmak, okumamak, araştırmamak, tarihi dizilerden öğrenmek kolayına geliyor insanın. Ki eğer dizilere inanırsak koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nu kadınlar yönetmiş.

„Bu kadar stres koşuşturma derken nasıl okuyalım?“ dediğinizi duyar gibiyim. İsteyen fırsatını bulur.

Unutmamalıyız ki Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya (s.a.v.) ilk emir namaz kıl, şunu bunu yap değildi neydi hepimizin de bildiği gibi 'OKU (İKRA)' idi. Okumayanlar seçtikleri 'Lider'leri ne derse 'Evet' diyorlar. Kolay yaşam.

Viyana'da da baktığınız zaman geçici bir süre burada görev yapacak kişiler de seleflerinin ak dediğine ak, kara dediğine kara diyerek hizmet sürelerini dolduruyor.

Zaten hazır olan kitleyle kötü olmadan hareket etmeyi başarı olarak kabul eden devlet görevlilerimiz geldi geçti.

Bu neden ak? Bu neden kara? Şu karaya bir sorayım düşüncesini öğreneyim deme gereği duymadı. Çünkü 'görev' süresi vardı. Her zaman olduğu gibi alkışlarla uğurlandılar...

Viyana'daki STK’ları düşünün, Kanaryaseverler Derneği'ne kadar yüzlerce dernek var. Her derneğin başında ‚Başkan’larının dediğine inanacak yüzlerce, binlerce, onbinlerce kitle var.

Viyana’da STK Başkanlarının gücü de bir Hz. Muaviye gücü... Çünkü onlar ‚Başkan‘...

Hz. Muaviye 'Başkan'lara herkes biat ediyor ve ne derse itaat ediyor.

Bu başkanların bu özelliklerini hepiniz biliyorsunuz. Ama kısık sesle birbirinize söylüyorsunuz. Buyrun ben söyleyeyim. Unuttuklarımdan özür dilerim.

Fakat baktığınız zaman faksla 'Başkan' olan, 20 yıldır koltukta oturanlar, siz başkan olurken doğanlar şimdi başkan olma yaşına geldiler. 'Başkan'...

Bir devlet büyüğünün kanatları altına girip, gideceği toplantıya 1-2 saat kala haberi olup, takım elbisesinden kravatını eksik etmeyen ‚Başkan‘...

Yüksek Seçim Kurulu, zaten kendi adamı olan ve seçimde her türlü başkan olacağına garanti gözü ile bakılıp, koltuğa oturduğunda ilk cümlesi "Adalet" olan 'Başkan', koronadan dolayı tam görevini yerine getirmeyip, seçimsiz bir dönem daha götürme peşine düşen yine aynı 'Başkan'…

Üyelerinin büyük çoğunluğu kendi köylüsü olan, köylülerin oyuyla Başkan olan hiç bir resmi davete çağırılmayan 'Başkan'..

Bazı dernekler var. Koltuğunun altında 2 karpuz taşımaya çalışan emekçiler gibi.. İki ayrı ‚Başkan’a saygı göstermek zorunda olan dernekler...

Kağıt üstünde farklı ama cep telefonu kamerası karşısında farklı ‚Başkan‘lar...

Belirli imzaları atmak ve belirli bir süreyi doldurmak için pazarlıkla başa getirilen, görev süresi dolduktan sonra gerçek kişiye görevini bırakan ama ticarette de kendisine söylenmesinden zevk alan 'Başkan'.

Başka aday yok ki ne yapalım, aldık bu yükü sırtımıza mecbur götürüyoruz diye yakınarak, sanki koltuğunda zorla oturtuluyormuş gibi görevinde, olan ‚Başkan‘

Bırakın Avusturya makamlarına derneği hakkında bilgi vermeyi, kendi içindeki kahvaltılarda konuşma yap dediklerinde, bizim şu var.

Onun hitabeti daha kuvvetli onu konuşturalım diyen ‚Başkan‘

Sırf Avusturyalılara yaranmak için, olması imkansız ve hayal olduğunu kendi de bildiği halde, Avusturya gazetelerinde belki iki satır haber olurum diye sosyal medyada Almanca paylaşım yapıp, üyelerine herkes mümkün olduğunca çok kişiye ulaştırsın diye WhatsApp grubuna yazan 'Başkan'

Tabanına inmeyi beceremeyip, kadın kolları, gençlik kollarını harekete geçirip, Favoriten'de en fazla 30 kişi toplayabilen ama davetlerde kendine hitabından çok hoşlanan 'Başkan'

Kapalı kapılar arkasında adaylarla bir araya gelip, basın mensuplarına haber verilmeden yapılan toplantılarla şaibeli seçilen 'Başkan'ın ilk demeci yine basın mensuplarına oluyor. "Biz anlaştık. Her şey hizmet için' diyen 'Başkan'

Ticarette iyi kazanıp, çevresindeki üç beş pohpohçuyla iteleyerek adaysız tek başına birdenbire iki imza ile seçilen 'Başkan'

Hitap ettiği kitle tarafından isminin son dakka eklenmesiyle kimsenin tanımadığı ama Hz. Muaviye'nin adamları gibi tanışma toplantısında elini uzatıp sayın başkanım diye hitap edildiğinde gururu okşanan 'Başkan'

Kağıt üzerinde akrabaları ile dernek kuran, dernek lokali adresi olarak ev adresini veren, ama Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği'ne adını yazdırıp, davetlerde resim çektirirken Viyana Büyükelçisi'ne yakın çıkmaya çalışan 'Başkan'

Sadece Türkiye siyasetini konuşan, Avusturya siyasetinden 5 tane bakanın adını bilmeyen, ama yaşı gereği saygı duyulan 'Başkan'..

Bağlı bulunduğu başkanlığın kurslarının nerede yapıldığı bile danışmanına soran, ama namaz kılan 'Başkan'..

Davetlerde canlı yayında, masada yemek yiyenin de ayakta duranın da oturanın da yanına gelerek “Kurban olurum” diyen ‘Başkan’

Fazla uzatıp sizi sıkmak istemem. Dedim ya hepiniz biliyorsunuz. Bu Hz. Muaviye'leri..

Bu kişilerin elbette ardından giden bir kitle var. Ama bu kitle neden sorgulamıyor?

Neden Viyana'da tabanın seçime götürdüğü, olağanüstü toplantı yaptırdığı bir STK duymadık?

Ya da bu Hz. Muaviye Başkanlar neden peşinizden yetişen gençlere koltuğunuzu bırakıp, hizmet bayrağını teslim etmiyorsunuz. Amaç hizmetse…

Ya da büyükelçilik toplantılarında bir araya gelip, hepinizin birbirine gülümsediği gibi, bir dernek lokalinde toplanıp, neden bir gencimizi, belediye meclis üyeliğine, bir seçimde milletvekilliğine seçtirmek için bir araya gelemiyorsunuz?

Ben dernek ve 'Başkan'lıktan fazla anlamam.

Ben gazeteciyim.

Size gazetecilikten örnek vereyim.

Önce çuvaldızı kendimize batıralım.

Viyana basının Hz. Muaviye’leri…

Arkasında sosyal medyada binlerce, onbinlerce kitlesi olan, Hz. Muaviyeler…

Kitle sizin her yaptığınızı doğru zannediyor.

Aynen devam…

Sevliyiorsunuz.

Viyana'da STK’larda 'Gazetecilik' denilince herkesin yaptığı elindeki cep telefonunu 'Başkan'a tutmak ve klasik iki üç cümle 'Evet başkanım sizi dinliyoruz.', 'İzleyicilerimize şu konu hakkında ne diyeceksiniz', 'Evet başkanım, hayırlı olsun diyor, sözü size bırakıyoruz'

İşte bu Hz. Muaviye başkanların Hz. Muaviye gazetecileri peşinden kitleleri sürüklüyor…

Bir tane ‘Başkan’ ya da taraftarları, madem gazetecisin ben de telefonla çekerim ama paylaşımın üstüne neden 5 satır yazı yazmıyorsun diye sormuyor?

Gittiği toplantıda toplantının tam adını bilen yok.

Eline cep telefonunu alıp, "Buyrun sizdeyiz" yeter.

Haber yazamayanlar, sadece canlı yayın, sosyal medya ile işi götürenler, para verip haber yazdırmak zorunda kalan “Gazeteciler”.

Daha önce arkasından küfür edip, aynı ortamda bir araya gelmeyen, ama reklam paylaşım konusu geçince aralarından su sızmayan “Gazeteci”ler…

İşte sizlere Viyana’daki Hz. Muaviye gazetecileri…

Kitlesi olan gazeteciler…

Bu gazeteciler 200-300 Euro'ya da size sorduklarını sosyal medyada paylaşıyorlar.

İnanın bana sizin kitleniz en az o “Gazeteci” kadar..

Sadece harekete geçirmek, ve paylaştırmak önemli...

Hz. Muaviye gibi toplayın kitlelerinizi bir araya…

Tabii ki bu yazdıklarımda ‘Başkanlık’ ve ‘Gazetecilik’ ünvanının hakkını veren ve duruş sergileyenler istisna…

STK’lardaki ve Viyana basınındaki Hz. Muaviyeler, yaşadığmız devletten bir örnek vereyim sizlere…

Avusturya'da Başbakan Sebastian Kurz, hakkında çıkan yolsuzluk araştırmasından sonra istifa etti.

Omurga her insanda olur, ama dik duruş herkeste olmaz.

Ve Hz. Muaviyeler… Hz. Muaviye öldü. Aynı azrail bir gün bizlerin ve sizin de kapınızı çalacak…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necip Kurt - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Objektif Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Objektif Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Objektif Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Objektif Haber değil haberi geçen ajanstır.

01

Kadir Coşkun - Kalemine sağlık Güzel yazı olmuş.Adaletli olmak Eşit davranmak ve birine hatasını söylemek cesurların işidir.Rahmetli ecevit zamanında dolar avro yükselince devletimin yanındayım diyemeyenler şimdi avro 50 lirada olsa devletimin yanındayım diyo.Omurgasız dalkavuklar

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 28 Kasım 00:18


Anket Yeni sitemizi beğendiniz mi?